Söyleşiler

Evrensel Kültür – 2009

Evrensel Kültür – ‘Fay Kırığı’ üçlemenizi bizimle paylaşır mısınız, nasıl bir çalışma oldu?Mehmet Eroğlu – Fay Kırığı üçlemesi aslında Türkiye üzerine düşünmenin doğal bir sonucu. Son yirmi beş yıllık tarihimize bakınca ne görüyoruz? Derin çatlaklarla birbirinden ayrılmış bir ülke; fayların iki tarafında kalmış insanlar ve bölünmelerin yol açtığı yıkım ve dramlar. Türk-Kürt, Laik-Müslüman ve zengin-yoksul: […]

Osman Akınhay

Mehmet Eroğlu Romanı Okumak Mehmet Eroğlu’nun kaleminden çıkmış bir romanı, Geç Kalmış Ölü’yü ilk okuyuşumda, daha doğrusu bir romancı olarak Mehmet Eroğlu’yla ilk karşılaşışımda yıl 1985 olmalıydı. Mamak’tan Çanakkale Cezaevi’ne getirilmemizin üzerinden fazla bir zaman geçmemişti; en fazla iki-üç yıl. Tabii, Mamak’ın çöl misali kısıtlı imkânlarıyla, özellikle de bulunup okunabilecek kitaplar bakımından kıyaslandığında Çanakkale, siyasi […]

Gercek Gündem – Eylül 2011

Muhafazakâr Bir Çelişkinin Romanı: EMİNE yahut II. Fay Hattımız! Bazı yazarlar vardır, onlarla hayatın bir köşesinde, bir kitabevinin herhangi bir rafında, nefis bir adın üzerinde bulunduğu hacimli bir kitabın içinde, bir eşref saatinde, yılgınlığın yahut yalnızlığın ortasında tanışırsınız. Bugün burada yeni kitabını anlatacağım yazarın benim için anlamı tam da burada anlattığım durumlardan birine denk gelir. […]

Yazma Seminerleri Hakkında

T.K.- Yazma seminerleri, atölyeleri -siz “uygulamalı yazma işlikleri” diyorsunuz- giderek yaygınlaşmaya başladı. Yazmak öğretilebilir mi?M.E. – Tabii ki öğretilemez. Bunu daha ilk dersin, ilk dakikalarında söylüyorum. Yazmak öğretilemez, öğrenilir. Nasıl? İyi, sahici yazarları okuyarak. Dikkat! Kitap okuyun demedim, yazar okuyun dedim. Çünkü asıl besleyici olan ve vakit kaybını önleyen yararlı yöntem budur. Şöyle özetleyeyim, yazmak istiyorsanız, […]

Radikal – Fay Kırığı Üçlemesi

H.Ö. – Fay Kırıkları’na Mehmet’le başlamış ve Kürt sorunundan, müslüman-laik gerilimlerine pek çok güncel soruna temas eden bir hat izlemiştiniz. Emine de aynı fonda. Kürt sorunu, işçi sınıfının yaşadığı sorunlar, inanç gerilimleri… ‘Güncel’, ‘popüler’ edebiyatın artık çok da ‘heves etmediği’ bu konular etrafında, ama daima kendi okurunu sürükleyerek, yaratarak ortaya çıkan bir ‘tek yapıt’ gibi duruyor […]

Hürriyet Gösteri – Erdem Öztop

Erdem Öztop –Sevgili Mehmet Eroğlu,  yeni bir romanla okurla buluştunuz;  “Belleğin Kış Uykusu”. Nereden, hangi damardan doğdu bu roman? Mehmet Eroğlu – Benim romanlarım aceleci, sabırsız çocuklara benzer. Başkasının sırasını kapmaya, öne geçmeye çalışırlar. Bu roman da öyle oldu. Doğuşu ve tasarlanışı, bundan önceki roman Düş Kırgınları’nı bitirmek üzereyken olupbitti diyebilirim. Yani, 2005 yazında, Düş […]

Aktüel

Son romanı “Kusma Kulübü” büyük ilgi gören mehmet eroğlu’na göre, en acımasız hastalık zenginlik ve sıradanlık ama çözümü var “Sıradanlığın panzehiri, ölüm bilinci ve aşktır!” “Kusma Kulübü”, Mehmet Eroglu’nun sekizinci romanı ve kısa zamanda en çok satılan kitaplar listesine girdi. Romanına Graham Greene’den yapılan “İnsan, eğer insan kalacaksa, taraf tutmak zorundadır” cümlesiyle başlayan Eroğlu “Sıradanlık […]

Sanattan Portreler

Kimi zaman bir sanat eserini,  bir duyguyu, hatta bir çiçeği bile  tanımlamakta yetersiz kalır insanoğlu. Ona ait hiçbir detayı atlamak istemez.Fakat, şairin dediği gibi “Kelimeler kifayetsiz olur”, süre daralır, ya da alan yetmez. Cümleler birbiri ardına akmak istese de, yine de elindekiyle yetinir yazan. İşte Mehmet Eroğlu’nu yazmaya başlarken tam olarak hissettiklerim bunlar. Romanlarıyla kendine […]

Yazmak, Yazarın Duruşu, Roman, Sanat

YAZMAK Yazmak, gizemli, tutkulu ama çoğu kez yorucu bir serüvendir; bu yüzden aşka benzer. Kavranışı da edebiyatın bu ilham verici ana teması gibidir; öğretilemez, öğrenilir ve kişiden kişiye değişen, neredeyse sayısız tanımı vardır. Ben, “beynin kendine yönelttiği hırslı dikkatten doğan, güçlü bir boşalma isteği” şeklinde özetlenebilecek olanı yeğlerim. Çünkü yazmak, tek başına, tutkuyla, acı çekerek […]

Kitapları Anlatmak Kendini Anlatmaktır

Bu sözü ilk kez 5 Mart 1971’de, ODTÜ’de, dördüncü yurdun 304 No’ lu odasında duydum. Bir arkadaşla, aşağı yukarı beş saattir devam eden makineli tüfek ateşi altında tartışırken. Akışkanlar mekaniğinden söz ediyorduk ve o bana; “O kitap hiç de öyle değil, sen kendi düşüncelerini anlatıyorsun,” demişti. Haklıydı; bunu o zaman kabullenmemiştim, şimdi hakkını teslim ediyorum. […]

1 12 13 14 25